Yalnızca geçmişe bağlı, anılara sığınarak yaşanmaması gerektiğine inanırım. Önemli olan geçmişi unutmayıp, gerekli dersleri çıkararak, geleceğe umutla bakmaktır.
Ancak zaman zaman eski Bandırma özleminin de içimizde olduğu bir gerçek.
Özleyenler için işte eski Bandırma’ya ait bir nostalji yolculuğu.
Bu yazıyı, sosyal medyadan aldım. Yazan Selçuk Özgüleryüz, kendisini “hem diş hekimi hem de masal anlatıcısı” olarak tanıtmış. Yazının altına da tarih olarak 09.03.2016’yı not düşmüş.
Bakalım beğenecek misiniz?
“Nevi şahsına münhasır bisikletçi Özcan Kaçmaz,
Annesi ile birlikte işletirdi dükkânı
Bandırma’da hoş bir seda bıraktılar
Nur içinde yatsınlar
Bandırma’da
İstiklal Caddesi’ni takip edersen,
Hastaneye doğru,
Hatırlar mısınız bilmem gazoz fabrikasını,
Koca çınar ağaçlarının altında yürürdünüz,
Sokağın diğer ucu görülmezdi yeşilden,
Sadece sokak değil, caddeler de öyleydi
İnönü Caddesi’nin alt ucu,
Şimdiki adıyla,
Adnan Menderes Bulvarı’ndan bakınca,
Hacı Yusuf Camisi’ni göremezdiniz
Koca koca çınarlar, saplı sollu örterdi,
Arkasına sakladıklarını
Şimdi beton yığınları duvar ördü,
Labirent şehirlerde mahkûm olduk
Gazoz fabrikası dedim de,
O kadar da büyük değildi hani
Bir süre perdeci, sonraları eczane,
Olacak kadar bir yer işte
Kocaman çınar ağaçlarının dibinde
Ne zaman geçsem oradan,
Hâlâ aynı ses kulaklarımda
Şıngır şıngır şişelerin sesine,
Fısss, tappp, kapaklama sesi eşlik ediyor
Eski stadın oraya gittiğimde,
Demirciler gözüme çarpardı, kaynaklardan herhalde
Asıl ilgimi çeken bisikletçiler olurdu
İşim düşerdi diye mi bilmem,
Bisikletçi Özcan, biraz daha ileride Sıtkı Şule,
Lastik patlar, fren teli kopar,
Soluğu orada alırsın
Karton kutuların içinde, tek tek naylonlanmış,
Türk bayrakları ya da Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş bayrakları
Ön tekerin iki yanına bayrak çubuğu monte edilir,
Birine Türk bayrağı, diğerine takımının bayrağı
Hızlı sürmeye çalışırdık bayraklarımız sallansın diye
Tanju Okan, Ajda Pekkan, Ayla Algan,
Özdemir Erdoğan, Cem Karaca, Barış Manço,
Gökben, Cici Kızlar vs. deyince,
Leyla Plak Evi ya da Sarıgül Plak Evi,
Aklımıza gelir de, liste verirdik,
60’lık veya 90’lık kasetlere çekilirdi,
Long playlerden mikserli
Sahile indiğinde çay bahçelerinin oraya,
Deniz kenarına, belki de sandal sefasına,
Acıkırsan Tostçu Filit Mehmet, seyyarda,
Tostçu Hasan Titiz, kulübede
Altıgen bir kulübe, kaldırımın üstünde,
Karşılıklı bir yüzünde küçük bir pencere,
Diğer yüzünde kapısı olan(denize doğru),
İçi bol raflı, sadece bir kişiyi alabilen,
Raflarda sigara, sakız, şarap, rakı, likör,
Cep konyak dolu, alabildiği kadar,
Dışında kasalar, şişe ayran, limonata, gazoz
Çatısı galvenizden kaplı, sivrimsi
Bu kulübeyi amcam yapmış
Metin Özgüleryüz
Marangozluk yapmış bir dönem
O zamanlarda meslek öğrensin diye,
Karın tokluğuna, tam disiplin,
Zanaatkârın yanına verilirdi,
Gençliğe adım atacak çocuklar
Ustası Remzi Özgöknur
Yüksek Gazino’yu bizimkiler işletirken,
Ellili yıllarda, altmışlara yaklaşırken,
Ama ellileri terk etmeden,
Amcam kulübeyi yapmış, altı parçadan
İçeriden, menteşeler ile birleştirmiş
Bir yıl kadar işletip, Hasan Titiz’e vermiş,
Almanya’ya gitmeden önce
Meşhur tostçumuz senelerce çalışmış burada
Sonraları Ölüm Pasajı ismini alan yerde,
Dükkân satın alınca, Tostçu Mehmet Amca’ya
Bırakmış yerini
O da marka oldu Bandırma’da
Tostçu Mehmet Amca
Neden Ölüm Pasajı?
“L” şeklinde bir pasaj,
Bir taraftan düzayak,
Girilir de, basamaklı girişte
Sol köşe Hasan Titiz,
Sağ köşe önceleri Uğrak Pastanesi,
Sonraları Marko Paşa Birahanesi,
İçerisi, tamamı küçük meyhaneler,
Ayaküstü tek tek
Gelenler alkolikler, sabah gün ışıdı mı,
Müşterileri gelir ayaküstü,
İki erik, biraz tuzlu fıstık, yarım salatalık,
Belki beyaz leblebi,
Mezesiz sayılabilecek rakı-votka atılır,
Kısa yudumlar ile aceleci,
Gelemeyenler ispirto ile yetinmiştir,
Veresiye defteri de vardır, hiç kapanmayan,
Gece geç saatlere kadar siluetler
Kısadır hayatlar oraya başladın mı,
Her gün bir selâ verilir, Haydar Çavuş’tan
Sorarsın, Ölüm Pasajı’ndan derler ki,
Anlarsın, son paragrafı bitmiş,
Musalla taşında dinler, iyi bildikleri,
Alır helalliğini…
Neyse, biz basamaklı girişin,
Sol köşesine dönelim de…
İzlemişliğim bayaca var Hasan Titiz’i
İki, üç de masası vardı içeride,
İki pencereden servis yapar,
Birisi pasaja bakar, diğer yola
Tavandan aşağı sarkardı sucuklar
En çok da tostun sucuğunu nasıl keserdi,
Aynı incelikte, aynı ayar
Tost makinesinin arasında bir maşası vardı,
Fazla ezilmesin diye
İnce domates de koyardı istersen
Şimdi o zamanın tostları, ayranı, limonu yok
Şimdi o zamanın dostları, samimiyeti yok
Bir zamanmış, bir küçük dilim pastadan
Tüketildi, tadı damağımda kalan…”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Önder Balıkçı
“Ah, o eski Bandırma” diyenler okusun!
Yalnızca geçmişe bağlı, anılara sığınarak yaşanmaması gerektiğine inanırım. Önemli olan geçmişi unutmayıp, gerekli dersleri çıkararak, geleceğe umutla bakmaktır.
Ancak zaman zaman eski Bandırma özleminin de içimizde olduğu bir gerçek.
Özleyenler için işte eski Bandırma’ya ait bir nostalji yolculuğu.
Bu yazıyı, sosyal medyadan aldım. Yazan Selçuk Özgüleryüz, kendisini “hem diş hekimi hem de masal anlatıcısı” olarak tanıtmış. Yazının altına da tarih olarak 09.03.2016’yı not düşmüş.
Bakalım beğenecek misiniz?
“Nevi şahsına münhasır bisikletçi Özcan Kaçmaz,
Annesi ile birlikte işletirdi dükkânı
Bandırma’da hoş bir seda bıraktılar
Nur içinde yatsınlar
Bandırma’da
İstiklal Caddesi’ni takip edersen,
Hastaneye doğru,
Hatırlar mısınız bilmem gazoz fabrikasını,
Koca çınar ağaçlarının altında yürürdünüz,
Sokağın diğer ucu görülmezdi yeşilden,
Sadece sokak değil, caddeler de öyleydi
İnönü Caddesi’nin alt ucu,
Şimdiki adıyla,
Adnan Menderes Bulvarı’ndan bakınca,
Hacı Yusuf Camisi’ni göremezdiniz
Koca koca çınarlar, saplı sollu örterdi,
Arkasına sakladıklarını
Şimdi beton yığınları duvar ördü,
Labirent şehirlerde mahkûm olduk
Gazoz fabrikası dedim de,
O kadar da büyük değildi hani
Bir süre perdeci, sonraları eczane,
Olacak kadar bir yer işte
Kocaman çınar ağaçlarının dibinde
Ne zaman geçsem oradan,
Hâlâ aynı ses kulaklarımda
Şıngır şıngır şişelerin sesine,
Fısss, tappp, kapaklama sesi eşlik ediyor
Eski stadın oraya gittiğimde,
Demirciler gözüme çarpardı, kaynaklardan herhalde
Asıl ilgimi çeken bisikletçiler olurdu
İşim düşerdi diye mi bilmem,
Bisikletçi Özcan, biraz daha ileride Sıtkı Şule,
Lastik patlar, fren teli kopar,
Soluğu orada alırsın
Karton kutuların içinde, tek tek naylonlanmış,
Türk bayrakları ya da Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş bayrakları
Ön tekerin iki yanına bayrak çubuğu monte edilir,
Birine Türk bayrağı, diğerine takımının bayrağı
Hızlı sürmeye çalışırdık bayraklarımız sallansın diye
Tanju Okan, Ajda Pekkan, Ayla Algan,
Özdemir Erdoğan, Cem Karaca, Barış Manço,
Gökben, Cici Kızlar vs. deyince,
Leyla Plak Evi ya da Sarıgül Plak Evi,
Aklımıza gelir de, liste verirdik,
60’lık veya 90’lık kasetlere çekilirdi,
Long playlerden mikserli
Sahile indiğinde çay bahçelerinin oraya,
Deniz kenarına, belki de sandal sefasına,
Acıkırsan Tostçu Filit Mehmet, seyyarda,
Tostçu Hasan Titiz, kulübede
Altıgen bir kulübe, kaldırımın üstünde,
Karşılıklı bir yüzünde küçük bir pencere,
Diğer yüzünde kapısı olan(denize doğru),
İçi bol raflı, sadece bir kişiyi alabilen,
Raflarda sigara, sakız, şarap, rakı, likör,
Cep konyak dolu, alabildiği kadar,
Dışında kasalar, şişe ayran, limonata, gazoz
Çatısı galvenizden kaplı, sivrimsi
Bu kulübeyi amcam yapmış
Metin Özgüleryüz
Marangozluk yapmış bir dönem
O zamanlarda meslek öğrensin diye,
Karın tokluğuna, tam disiplin,
Zanaatkârın yanına verilirdi,
Gençliğe adım atacak çocuklar
Ustası Remzi Özgöknur
Yüksek Gazino’yu bizimkiler işletirken,
Ellili yıllarda, altmışlara yaklaşırken,
Ama ellileri terk etmeden,
Amcam kulübeyi yapmış, altı parçadan
İçeriden, menteşeler ile birleştirmiş
Bir yıl kadar işletip, Hasan Titiz’e vermiş,
Almanya’ya gitmeden önce
Meşhur tostçumuz senelerce çalışmış burada
Sonraları Ölüm Pasajı ismini alan yerde,
Dükkân satın alınca, Tostçu Mehmet Amca’ya
Bırakmış yerini
O da marka oldu Bandırma’da
Tostçu Mehmet Amca
Neden Ölüm Pasajı?
“L” şeklinde bir pasaj,
Bir taraftan düzayak,
Girilir de, basamaklı girişte
Sol köşe Hasan Titiz,
Sağ köşe önceleri Uğrak Pastanesi,
Sonraları Marko Paşa Birahanesi,
İçerisi, tamamı küçük meyhaneler,
Ayaküstü tek tek
Gelenler alkolikler, sabah gün ışıdı mı,
Müşterileri gelir ayaküstü,
İki erik, biraz tuzlu fıstık, yarım salatalık,
Belki beyaz leblebi,
Mezesiz sayılabilecek rakı-votka atılır,
Kısa yudumlar ile aceleci,
Gelemeyenler ispirto ile yetinmiştir,
Veresiye defteri de vardır, hiç kapanmayan,
Gece geç saatlere kadar siluetler
Kısadır hayatlar oraya başladın mı,
Her gün bir selâ verilir, Haydar Çavuş’tan
Sorarsın, Ölüm Pasajı’ndan derler ki,
Anlarsın, son paragrafı bitmiş,
Musalla taşında dinler, iyi bildikleri,
Alır helalliğini…
Neyse, biz basamaklı girişin,
Sol köşesine dönelim de…
İzlemişliğim bayaca var Hasan Titiz’i
İki, üç de masası vardı içeride,
İki pencereden servis yapar,
Birisi pasaja bakar, diğer yola
Tavandan aşağı sarkardı sucuklar
En çok da tostun sucuğunu nasıl keserdi,
Aynı incelikte, aynı ayar
Tost makinesinin arasında bir maşası vardı,
Fazla ezilmesin diye
İnce domates de koyardı istersen
Şimdi o zamanın tostları, ayranı, limonu yok
Şimdi o zamanın dostları, samimiyeti yok
Bir zamanmış, bir küçük dilim pastadan
Tüketildi, tadı damağımda kalan…”