Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bir istifayla 131 fonun hesabı kapanmaz

Yazının Giriş Tarihi: 28.09.2026 12:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.09.2026 12:01

Fatma Betül Sayan Kaya’nın görevlerinden ayrılması, fon krizindeki sorumluluk zincirini aydınlatmıyor. Kamuoyunun önüne bir isim konuldu; şimdi o ismin arkasında kalan kararların hesabı sorulmalı.

Siyasette bazen bir istifa, açıklamadan daha çok işe yarar. Bir isim gündemin ortasına yerleşir. Gazeteler o ismi manşete taşır, televizyonlar onun görevden ayrılışını tartışır. Kurumlar “taviz verilmeyecek” der. Böylece kamuoyuna krize müdahale edildiği görüntüsü sunulur.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın görevlerinden affını istemesi ve talebinin kabul edilmesi de böyle bir görüntü yaratma tehlikesi taşıyor. Hakkındaki iddialar son derece ciddi. Tam da bu nedenle istifası, incelemenin sonu değil, başlangıcı olmalı. Çünkü önümüzde tek bir siyasetçinin siyasi geleceğinden çok daha büyük bir mesele var.

Ne olduğunu olabildiğince açık anlatalım.

Fon krizine ilişkin haber ve analizlerde, bazı yatırım fonlarının piyasada sınırlı sayıda hissesi dolaşımda olan şirketlere yoğun biçimde yatırım yaptığı anlatılıyor. Bu hisselerin fiyatı yükseldikçe fonların görünen değeri ve getirisi de yükseldi. Dikkat çekici getiriler yeni yatırımcıları çekti. Fakat yatırımcılar paralarını geri almak istediğinde bazı fonlar talepleri karşılamakta zorlandı. Nakit bulmak için yapılan satışlar piyasadaki düşüşü derinleştirdi; düşüş de yeni çıkış taleplerini tetikledi.

Bu, bir kişinin istifasıyla geçiştirilebilecek bir dalgalanma değil. 131 fonun tasfiyesi için harekete geçildi. Haberlere göre bu fonlar yüz binlerce yatırımcıyı ve milyarlarca dolarlık varlığı ilgilendiriyor. Böyle bir tablodan söz ederken tartışmayı yalnızca “Kaya ne yaptı?” sorusuna indirmek, asıl krizi görüş alanımızın dışına itmek olur.

Elbette Kaya’ya ve eşine yöneltilen hisse işlemleri iddiaları ayrıntısıyla araştırılmalı. İşlemlerin gerçekten yapılıp yapılmadığı, ne zaman yapıldığı, hangi bilgilere dayanıldığı ve herhangi bir usulsüzlük bulunup bulunmadığı ortaya konulmalı. Bu konuda bir siyasi iddiayı kesinleşmiş suç hükmü gibi sunmak doğru olmaz. Ama aynı titizlik, siyasi sorumluluğun sınırlarını daraltmak için de bahane edilemez.

Çünkü sorular yalnızca bir aileye yöneltilecek sorular değil.

Fonların yatırım yaptığı hisselerdeki olağan dışı hareketler ne zaman başladı? Fonların taşıdığı risk ne zaman görünür hâle geldi? Denetleyici kurumlar hangi uyarıları aldı, ne yaptı? Tasfiye kararı alınana kadar hangi müdahaleler düşünüldü? Fonların yöneticileri ve ilişkili şirketler arasındaki bağlar nasıl incelendi? Bugün parasını geri almaya çalışan yatırımcıya kim, hangi takvimle, hangi güvenceyi veriyor?

Bu soruların her biri belgelere, kararlara ve sorumlu kişilere dayanarak yanıtlanmalı. “Soruşturma sürüyor” demek, kamuoyuna hiç bilgi vermemek için süresiz bir gerekçe olamaz.

René Girard’ın Günah Keçisi kitabı burada rahatsız edici bir düşünce sunuyor. Girard, kriz zamanlarında bir topluluğun öfkesinin tek bir figürde toplanabildiğini anlatır. O figür uzaklaştırıldığında herkes bir an için rahatlar. Ancak rahatlama hissi ile krizin çözülmesi aynı şey değildir. Bu kitap, Kaya’nın bilerek seçilmiş bir kurban olduğunu kanıtlamaz. Bize, bir kişinin gidişinden sonra hangi soruları sormayı bıraktığımıza dikkat etmeyi öğretir.

İşte bugün tehlike burada.

Kaya’nın istifası sürekli konuşulurken fonların nasıl büyüdüğü, riskin neden zamanında durdurulamadığı ve tasfiye sürecinin yatırımcılar için ne anlama geldiği ikinci plana düşerse, bir isim bütün sistemin önüne çekilmiş olur. Hatta Kaya hakkındaki iddialar doğrulansa bile bu durum diğer sorumluların araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. Bir kişinin hesabı, başkalarının hesabına mahsup edilemez.

İktidar açısından da gerçek sınav şimdi başlıyor. “Kim olursa olsun hesap verecek” cümlesi bir basın açıklamasında kolay kurulur. O cümlenin değeri, incelemenin siyasi yakınlıklara, makamların ağırlığına ve kurumların itibar kaygısına çarptığında yoluna devam edip etmediğiyle ölçülür. Bir siyasetçinin görevden ayrılmasını kararlılık kanıtı olarak sunmak isteyenler, aynı kararlılığı fonların yönetiminden denetimine kadar bütün zincirde göstermeli.

Bu krizden etkilenen insanlara da daha fazlası borçlu olunduğunu unutmayalım. Birikimini bir fonda değerlendiren kişi, televizyon ekranında istifa görüntüsü izlemek için yatırım yapmadı. Parasının durumunu bilmek istiyor. Hangi işlemlerin fonuna zarar verdiğini, tasfiyenin nasıl işleyeceğini ve bir kusur saptanırsa hakkını nasıl arayacağını öğrenmek istiyor. Kamuoyuna verilen siyasi mesajlar bu soruların yanıtı değildir.

Bu yüzden Fatma Betül Sayan Kaya’nın ayrılışını alkışlayarak ya da yalnızca onun üzerinde öfke biriktirerek yetinmemeliyiz. İddialar bütün yönleriyle incelensin. Sorumluluğu varsa ortaya çıkarılsın. Ardından aynı soruşturma cesareti, bu krizin büyümesine izin veren her işlem, her karar ve her ihmal için gösterilsin.

131 fonun, yüz binlerce yatırımcının konuşulduğu bir krizde tek bir istifayı sonuç diye sunmak, kamuoyunun aklıyla alay etmek olur. Asıl hesaplaşma, gözler o istifadan başka yere çevrildiğinde başlayacak.

Ve o gün gelene kadar soruyu sormayı sürdüreceğiz: Bir kişi görevinden mi ayrıldı, yoksa koskoca bir krizin hesabı onun üzerine mi bırakılıyor?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.