Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bir Vapurun Adından Bir Şehrin Kurtuluşuna: Bandırma

Yazının Giriş Tarihi: 17.09.2026 16:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.09.2026 16:40

Bazı şehirler vardır; insanın yalnızca orada doğmuş olması gerekmez. O şehrin hikâyeleriyle, sokaklarıyla, deniziyle, rüzgârıyla ve geçmişten bugüne taşıdığı hatıralarla arasında tarif edilmesi güç bir bağ kurar.

Benim için Bandırma böyle bir şehir.

Ben Bandırmalıyım.

Bu nedenle 17 Eylül benim için yalnızca tarih kitaplarında karşıma çıkan bir gün değil. Doğduğum, büyüdüğüm, çocukluğumun ve gençliğimin izlerini taşıyan bir kentin yeniden özgürlüğüne kavuştuğu gün.

Bugün Bandırma’nın sokaklarında yürürken bundan 104 yıl önce aynı sokakların, aynı tepelerin ve aynı kıyıların nasıl günlere tanıklık ettiğini düşünmek kolay değil.

Ama bazen durup hatırlamak gerekiyor.

Çünkü bir şehrin geleceği kadar hafızası da kıymetlidir.

Ve Bandırma’nın hafızasında 17 Eylül 1922 çok özel bir yere sahiptir.

Bir isim, iki tarih

Bandırma denildiğinde Millî Mücadele tarihimizde ilginç bir tarihsel çağrışma ortaya çıkar.

Takvimler 19 Mayıs 1919’u gösterdiğinde Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekileri Samsun’a ulaştıran vapurun adı Bandırma’ydı.

O gün Bandırma adı, Anadolu’da başlayacak büyük mücadelenin sembollerinden birine dönüştü.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla başlayan süreç; kongrelerden Ankara’ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından Sakarya’ya, oradan Büyük Taarruz’a uzanan büyük bir bağımsızlık mücadelesine dönüştü.

Aradan yalnızca üç yıl geçmişti.

Bu kez tarih Bandırma Vapuru’nu değil, Bandırma şehrini yazacaktı.

26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı.

30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından Türk ordusu, Batı Anadolu boyunca geri çekilen Yunan kuvvetlerini takip etmeye başladı.

İzmir 9 Eylül’de kurtuldu.

Fakat savaş bitmemişti.

Türk birlikleri kuzeye ve Marmara kıyılarına doğru ilerlemeye devam ediyordu.

Bu ilerleyişin önemli duraklarından biri de Bandırma olacaktı.

17 Eylül sabahı

16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece Türk birlikleri artık Bandırma çevresindeydi.

Kocaeli Grubu bünyesinde hareket eden kuvvetler, geri çekilmekte olan Yunan birliklerinin önünü kesmeye çalışıyordu.

Ve 17 Eylül 1922 sabahı gün ağarırken Bağımsız 61. Alay’ın 2. Taburu Bandırma’ya girdi.

Düşünün…

104 yıl önce bir Eylül sabahı.

Belki bugün defalarca önünden geçtiğimiz evlerin, sokakların arasından Türk askerleri ilerliyordu.

Yıllardır işgal altında yaşayan Bandırmalılar için beklenen gün gelmişti.

Fakat şehir merkezine Türk askerinin girmesi, mücadelenin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyordu.

Bandırma’nın batısında hâlâ Yunan birlikleri bulunuyordu.

Ve birkaç saat sonra silah sesleri yeniden duyulacaktı.

Deliklibayır

Bandırma’nın kurtuluş hikâyesini anlatırken üzerinde özellikle durmamız gereken yerlerden biri Ayyıldıztepe ve Deliklibayır çevresidir.

17 Eylül günü burada şiddetli çatışmalar yaşandı.

Türk birlikleri, Bandırma ve çevresindeki son Yunan kuvvetleriyle mücadele ederken ağır kayıplar verdi.

Bu çatışmalarda 61. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Vecihi Bey şehit düştü.

Binbaşı Süleyman Bey de o gün şehit olan komutanlarımız arasındaydı.

Onların yanında nice Mehmetçik…

İsimlerini bilsek de fotoğraflarını hiç görmediğimiz, hayat hikâyelerini okuyamadığımız insanlar…

Anadolu’nun başka bir kasabasından gelmişlerdi.

Belki Bandırma’yı daha önce hiç görmemişlerdi.

Belki denizi ilk kez burada gördüler.

Ama 17 Eylül 1922’de Bandırma’nın kurtuluşu için savaştılar ve bir kısmı bu topraklarda son nefesini verdi.

Bugün Bandırma’da özgürce yürüyebiliyorsak, o sabahın bedelini de hatırlamak zorundayız.

“Son Kurşun”

Ayyıldıztepe’nin Bandırma’nın hafızasındaki bir başka adı da Son Kurşundur.

Bandırma’daki çatışmalar, Anadolu’daki Türk-Yunan savaşının son askerî karşılaşmaları arasında yer aldı. Bu nedenle yerel tarih anlatısında Ayyıldıztepe, Kurtuluş Savaşı’nda “son kurşunun atıldığı” yer olarak anılır.

Bugün orada bulunan Son Kurşun Anıtı, aslında yalnızca bir savaş anıtı değildir.

Bir hafıza noktasıdır.

Bazen anıtların önünden geçeriz.

Bazen birkaç saniye bakar, sonra günlük hayatımıza devam ederiz.

Oysa her anıtın arkasında yarım kalmış hayatlar vardır.

Dönemeyen askerler…

Oğlunu bekleyen anneler…

Eşini bekleyen kadınlar…

Babasını bekleyen çocuklar…

Ve özgürlüğünü bekleyen şehirler…

Son Kurşun’a biraz da böyle bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Bandırma’nın tarihindeki büyük tesadüf

Bandırmalı biri olarak beni bu hikâyede en fazla düşündüren ayrıntılardan biri hep şu olmuştur:

Bandırma adı Millî Mücadele’nin hem başlangıcında hem de son günlerinde karşımıza çıkıyor.

19 Mayıs 1919…

Bandırma Vapuru.

17 Eylül 1922…

Bandırma’nın kurtuluşu.

Elbette bunlar birbirinden bağımsız tarihsel olaylar.

Ama insan yine de bu iki tarihi yan yana koymadan edemiyor.

Birinde Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a götüren vapurun bordasında Bandırma yazıyor.

Diğerinde, üç yıl süren büyük mücadelenin son günlerinde Türk askerleri Bandırma’ya giriyor.

Bir isim…

Bir tarafta başlangıcın simgesi.

Diğer tarafta zaferin son günlerine tanıklık eden bir şehir.

Tarihin bazen böyle güzel tesadüfleri vardır.

Bir şehrin kurtuluşunu neden kutlarız?

Bugün zaman zaman “kurtuluş günleri hâlâ neden kutlanıyor?” sorusuyla karşılaşıyoruz.

Bence bunun cevabı oldukça basit.

Çünkü mesele yalnızca geçmişte kazanılmış bir askerî zaferi kutlamak değildir.

Mesele hatırlamaktır.

Bir ülkenin bağımsızlığının kendiliğinden ortaya çıkmadığını hatırlamak…

Bugün bize sıradan gelen özgürlüklerin bir zamanlar insanlar tarafından hayatları pahasına savunulduğunu hatırlamak…

Bir şehrin sokaklarında kendi bayrağının altında yaşayabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlamak…

Ve en önemlisi, geçmişi yalnızca hamasetle değil; anlamaya, öğrenmeye ve gelecek kuşaklara aktarmaya çalışarak hatırlamak.

Çünkü tarih yalnızca savaşların, komutanların ve tarihlerin sıralandığı bir kronoloji değildir.

Tarih aynı zamanda insan hikâyesidir.

Bandırmalı olmak

Ben Bandırmalıyım.

Belki bu yüzden 17 Eylül’ü anlatırken tamamen dışarıdan bakabilmem mümkün değil.

Çocukken geçtiğiniz bir yolun yüz yıl önce askerlerin yürüdüğü bir güzergâh olduğunu öğrendiğinizde o yola başka bakıyorsunuz.

Her gün gördüğünüz bir tepenin bir zamanlar savaş alanı olduğunu öğrendiğinizde o tepe artık yalnızca bir tepe olmuyor.

Yaşadığınız şehrin geçmişini öğrendikçe aslında kendi hikâyenizin sizden çok önce başlamış olduğunu fark ediyorsunuz.

Bandırma da yalnızca bugün gördüğümüz şehir değil.

Kyzikos’tan bugüne uzanan çok katmanlı bir tarih…

Limanıyla, demiryoluyla, göçlerle, savaşlarla, ticaretle, denizle ve Cumhuriyet’le şekillenmiş bir kent.

Ve bu uzun hikâyenin en önemli sayfalarından biri hiç kuşkusuz 17 Eylül 1922.

104 yıl sonra…

Bugün o sabahın üzerinden tam 104 yıl geçti.

17 Eylül 1922’nin Bandırma’sından 17 Eylül 2026’nın Bandırma’sına çok şey değişti.

İnsanlar değişti.

Binalar değişti.

Sokaklar değişti.

Kuşaklar geldi, geçti.

Ama bazı şeylerin değişmemesi gerekiyor.

Hafıza gibi.

Çünkü şehirler de insanlar gibidir.

Hafızalarını kaybettiklerinde kimliklerinin bir bölümünü de kaybederler.

Bu yüzden 17 Eylül’ü yalnızca törenlerle, bayraklarla ve birkaç cümlelik kutlama mesajlarıyla değil; çocuklarımıza hikâyesini anlatarak yaşatmalıyız.

Alay’ı anlatmalıyız.

Ayyıldıztepe’yi anlatmalıyız.

Yarbay Hüseyin Vecihi Bey’i anlatmalıyız.

Binbaşı Süleyman Bey’i anlatmalıyız.

O gün Bandırma için savaşan Mehmetçikleri anlatmalıyız.

Ve bütün bunları anlatırken Büyük Taarruz’u, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlığın hangi koşullarda kazanıldığını da unutmamalıyız.

Çünkü 17 Eylül yalnızca Bandırma’nın kurtuluş günü değildir; aynı zamanda Bandırma’nın hafıza günüdür.

Bugün bir Bandırmalı olarak doğduğum kentin kurtuluşunun 104. yılını kutlamanın gururunu yaşıyorum.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, Bandırma’nın kurtuluşu uğruna mücadele eden Yarbay Hüseyin Vecihi Bey’i, Binbaşı Süleyman Bey’i ve şehit Mehmetçiklerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

Ve 104 yıl sonra aynı şehrin bir evladı olarak şunu söylemek istiyorum:

17 Eylül’ü unutma Bandırma.

Çünkü bugün üzerinde özgürce yürüdüğümüz toprakların altında, bu özgürlük için yürüyenlerin ayak izleri var.

Bir zamanlar bir vapurun adıydı Bandırma.

Sonra bir şehrin kurtuluşunun adı oldu.

Bugün ise bizim hafızamız.

Kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun Bandırma.

17 Eylül 1922’den sonsuza…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.